Filistinden Gelen Mektup  

Posted by: Şehnaz

İzleyin!!

 

Posted by: Şehnaz

Dubai'deki Palmiye Adaları ve Dünya Adası  

Posted by: Şehnaz

Yorumsuz...








Çarşaf, kadını özgürleştirdiği için tercih edilmişti  

Posted by: Şehnaz

MUSTAFA ARMAĞAN

Artık o kanaate vardım ki, biz ne kendi tarihimizi, ne de çevremizde dönen dünyanın tarihini biliyoruz. Giyim kuşamı ele alan hemen her yazı, Osmanlı padişahlarının kadınların açık saçık giyinmelerini nasıl yasakladığını ama kadınların yine de bu yasaklara uymadıklarını döşenebiliyor.
İşte III. Ahmed’in kısıtlayıcı fermanı, işte III. Selim’in İngiliz kumaşından mamul ferace giymelerini yasaklayan emr-i âlisi… Ve nihayet şu meşhur, II. Abdülhamid’in sözde çarşafı yasaklaması.
Geçen hafta bir belgenin nasıl okunmaması gerektiğine dair örnekler vermiş ve sizi belgeyle yüz yüze getirmeyi denemiştim. Bazı okurlarımın, ‘İyi de ne diyor bu belge? Hiçbir şey anlamadık’ yollu sitemlerinden çıkardığım sonuç şu ki, çıplak, yani yorumsuz belge kördür. Hep belge, belge diyoruz ya, işte belge. Ancak yine de yorum isteniyor. Ne demek istiyormuşum. Ne diyeyim, bir tek Hakan Aygün anladı beni; sunduğum belgenin sanıldığı gibi çarşafı yasaklamadığını, tam tersine Şeriata aykırı giysileri yasakladığını yazdı ki, doğrusu da buydu.
Ancak Soner Yalçın’ın Hürriyet’te çıkan, çarşafın Hititlerden geldiğini ‘kanıtlayan’ yazısını nasılsa atlamışım. Büyük kayıp. Yalçın, bu ibretlik yazısında güya çarşafın İslamiyet’le alakası olmadığını ispatlayacak ya, onu Anadolu’nun eski sakinlerine kadar postalıyor. Hani hiç fena fikir değil. Demek ki çarşaf bazılarının iddia ettikleri gibi ‘çöl Arapları’ndan gelmemiş, sütbesüt Anadolu kökenli bir giysiymiş! E o zaman neden karşı çıkıyoruz ki Anadolu’nun bu öz icadına?
Latife bir yana, sanıyoruz ki, Avrupalı kadınlar eskiden beri açıktı. Kimsenin kılık kıyafetine karışılmıyordu. Kapalılık bize mahsustu. Tam tersine, şunu rahatlıkla ileri sürebiliriz ki, Lady Craven adlı kadın seyyahın dediği gibi, Osmanlı kadını, Batı’daki hemcinslerine göre ‘daha özgürdü’. ‘Neden?’ diye soracak olursanız, iki cevabım var.
İlki, Craven’a bakılırsa, bir Osmanlı paşasının karısı, kocasıyla beraber olmak istemiyorsa yapacağı tek şey, terliklerini harem kapısının önüne bırakmakmış. Ne var ki, 19. yüzyıl İngiltere’sinde kadınların böyle bir ‘cinsel özgürlükleri’ bulunmuyormuş!
İkincisi ise İsviçre’nin Basel Yönetimi, kadınların giyimini 16. yüzyılda en katı biçimde belirlemiş ve yasakları tam 2 asır uygulamış; nitekim 1727 yılında kadın giyiminin nasıl olması gerektiği konusunda tam 41 toplantı yapmıştı. Mesela 1728’de Zürih şehir konsili, kadınların boynunun açıkta bırakılmasını ‘son derece tahrik edici…, Tanrı’nın hiç hoşuna gitmeyecek bir fiil’ olarak ilan etmiş ve yasaklamıştı.
‘Artık şu çarşafın tarihine gelseniz sayın tarihçi. Bir haftadır parmaklarımız havada, Zürih’i mi bekledik?’ diyorsanız haklısınız, geldim. Tam oradayım.
1. Çarşafın Osmanlı kadınının tek dış giysisi olduğu bir yanılsamadır. Ferace, bürgü ya da bürük, yeldirme, ehram, car, maşlah gibi birçok kıyafetleri vardı. Bunlardan maşlah, genellikle mesirelerde giyilirdi. Yeldirmeyi köylü kadınlar giyerdi ve bugünkü başörtülü ve pardesülü kadın giyimini andırırdı. Ehram bugün Erzurum ve Urfa gibi yerlerde hâlâ giyilir. Bürük veya car ise çarşaftan farklıdır. Ferace, ağzı örten yaşmakla tamamlanan, özellikle İstanbul kadınlarının uzun yüzyıllar boyunca giydikleri bir giysiydi vs.
2. Çarşaf beyazdan siyaha kadar pek çok renkte olurdu. En bilinenleri siyah, lacivert, mor, güvez rengi ve nefti idi. Gençler arasında mavi, turkuvaz, yeşim ve leylak rengi tercih edilirdi. Şam’ın sırmalı, yanar döner çizgili çarşafları meşhurdu. Yani tek bir çarşaf renginden söz edilemez.
3. Tek bir çarşaf modelinden de söz edilemez. ‘Car’ denilen (Arapçadaki ‘izar’ kelimesinden bozma) tek parçadan oluşan dikişsiz dört köşe bir kumaşa sarınmak da, biri baş ve vücudun üst kısmını dizlere kadar örten pelerin ile belden ayaklara kadar inen eteklik ve bunu tamamlayan peçe şeklindeki giysi de çarşaf olarak adlandırılıyor. Velhasıl, tek bir çarşaf türü yok, çarşaflar var.
4. Osmanlı’da kadınlar başından beri çarşaf giyiyor değillerdi. Peki ne zaman ve nasıl geldi çarşaf? Bu konuda bazı tanıklar, ilk çarşafın İstanbul’a Suphi Paşa’nın Şam valiliği sırasında ve onun harem kadınları tarafından 1871’de geldiğini söyler. Bu oldukça geç bir tarihtir. Bunu başlangıç olarak alsak bile Cumhuriyet ilan edildiğinde çarşafın Türkiye’deki ömrü yarım asra zar zor ulaşmış bulunuyordu. Ferace karşısında yaygınlaşmasının ise 1890’lara doğru gerçekleştiğini görüyoruz. Nitekim bize Osmanlı kadın tarihiyle ilgili değerli bilgiler bırakan Leyla Saz, 1878’de İstanbul’da ferace giyildiğini, ilk çarşafı, eşinin valiliğe tayini üzerine Trabzon’a gidince diktirdiğini ve İstanbul’a dönüşünde kadınların çoğunun çarşaf giymeye başladığını görüp şaştığını anlatır. Yani aslında çarşaf, onu yasakladığı söylenen Abdülhamid döneminde yaygınlaşmıştır!
5. Peki çarşafın Osmanlı şehirli kadınları tarafından tutulmasının sebebi neydi? Belki şaşıracaksınız ama ilk gösterilen sebep, modaydı! Yani bir çarşaf modası başlamış ve İstanbul kadınları ferace-yaşmağı bırakıp çarşaf ve dallı yemeniden peçe ile sokağa çıkmaya başlamışlardı. Kabarık kollu elbiseler giyinen kadınların ferace ile rahat edemedikleri için çarşafı tercih ettiklerini söyleyenler veya ucuzluğunu ileri sürenler varsa da, bence asıl sebep başka. Leyla Saz’ın kanaatine katılıyorum: O zamanın âdeti gereği kadınlar sokağa yalnız başlarına çıkamazlardı. İşte çarşaf giyen kadın, bir arkadaşa ihtiyaç duymadan yalnız başına sokağa çıkabiliyordu. Yani çarşaf kadını ikinci sınıf haline getirmiyor, kamusal alana çıkmasını kolaylaştırıyor, yani özgürleştiriyordu.
Bundan çarşafın kadını köleleştirmediği, tam tersine, bizzat kadınlar tarafından tercih edildiği ve kamusal alanda özgürleştirici bir işlev yüklendiği sonucunu çıkarabiliriz. Tutulmasının gerçek sebebi buydu. Ayrıca peçenin kadına ‘görünmeden dikizleme’ gibi sosyal ilişkilerde mutlak bir avantaj temin ettiği gerçeğine neden gözlerimizi kapatalım? Belki de CHP’nin 1935 Kurultayı’nın çarşaf ve peçeyi yasaklatmaya çalışmasının altında, onun iktidarın gözetleme mantığını çürüten bu müthiş direnç boyutu yatıyordu.

m.armagan@zaman.com.tr

 

Posted by: Şehnaz

DÜNYA ALİMLER BAŞKANI YUSUF EL KARDAVİ FETVASIKaradavi: ABD'yi boykot farzdır Bütün Müslümanları Irak, Filistin, Keşmir ve Afganistan'daki kardeşlerimiz için seferber olmaya çağırıyoruz.

Ben Müslümanlardan özellikle kardeşlerimize acılar yaşatan zalim ABD'nin mallarını her ne olursa olsun boykot etmelerini istiyorum.

Şunu açıkça ilan ediyoruz ki ABD'nin mallarını boykot etmek bütün Müslümanların üzerine farzdır. Boykota katılmayanlar işgalcilere destek olarak günah işlemiş olurlar

BOYCOTT ISRAEL and America COMPANY LIST; Türkiye’deki YAHUDİ – MASON şirketlerinden bazıları •Alüminyum Eşya _ Nasaş alüminyum levha şerit, çubuk, v.s. •Likid Gaz _ Ankara Gaz _ Aygaz _ Bursagaz _ Mobilgaz. (Likid gazlar petrôl mahsûlü olduğundan bunları îmal eden bütün şirketler, Shell, Mobil, BP, v.s. ile münasebet hâlindedirler.) •Havagazı Ocağı _ Arçelik _ Auer _ Demir Döküm •Plastik Eşya _ Pilsa mâmulü plâstik (Plâstik de bir petrôl mahsûlüdür.) •Margarin _ Vita _ Sana _Turyağ _Rama • Radyo, Televizyon, Buzdolabı, Çamaşır Makinesi _ Arçelik _ Hoover _ Aygaz _ Mobilgaz _ İpragaz _ AEG _ Singer _ Evsan _ Özaltın _ Philips _ Siera _ Acarsoy _ Prescold _ Elektrolüks _ Profilo _ National _ Atlas _ Beko _ Nordmende _ Grundig •Sabun _ Lüks _ Soley •Elektrik Ampulü _ General Electric _ Edison _ Philips _ Tekfen •Otomobil _ Anadol _ Murat _ Renault •Otobüs _ Man _ Mercedes _ Magirüs _ Bussing •Minibüs _ Ford _ BMC _ Magirüs •Kamyon _ BMC _ Austin _ Morris _ Ford _ Bedford _ Dodge _ Desoto _ Fargo _ Man •Kamyonet _ Chrysler _ Skoda _ İnternational •Oto Lastiği _ Goodyear _ Pireli _ Uniroyal _Michellin •Dikiş Makinesi _ Singer _ Zetina •İlaç _ Bayer _ Abbott _ Sandoz _ Roche _ Pfizer •Meşrubat _ Coca cola _ Elvan _ Pepsi _ Yedigün _ Fruko •Cam Elyafı _ İzocam •Boya _ Bayraklı boya _ ÇBS _ Dyo _ Sadolin •İplik _ Polylen _ Sasa _ Sifaş •Kumaş _ Bossa _ Bozkurt •Tıraş Kremi _ Gibbs •Diş Macunu _ İpana _ Binaca _ Kolynos _Colgate _Signal •Diş Fırçası _ Banat •Zeytin Yağı _ Salat •Deterjan _ Persil _ Vim _ Tursil _ Pril _ Omo AOL Time Warner Apax Partners & Co Ltd Danone - Coca-Cola - Delta Galil - Disney - IBM Johnson & Johnson - Kimberly-Clark - Lewis Trust Group Ltd L'Oreal - Marks & Spencer - Nestle - News Corporation Nokia - Sara Lee - The Limited Inc Intel - Starbucks - Timberland - McDonald's :: İSRAİL'E DESTEK SUNAN ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER :: Filistin'li çocukların, masum insanların katili Şaron'un destekçilerinin listesini aşağıda bulacaksınız. Bunların mallarını tercih edip etmemek sizin vicdani sorumluluğunuz... AOL internet Time magazine Life magazine Sunkist - Delta Galil Industries Ltd Marks & Spencers Hema - Auchan - Tchibo - GAP Banana Republic - Structure - J-Crew J.C. Penny - Pryca - Lindex - DIM Donna Karan / DKNY Ralph Lauren - Playtex - Hugo Boss Aramis - Clinique - DKNY Estee Lauder MAC Cosmetics Bumble and Bumble LEWIS TRUST GROUP LTD Britannia Pacific Properties Marks & Spencer M&S stores St. Michaels Fox TV Network Sky TV Network Star TV Network National Geographical The Sun (UK) The Times Sunday Times Times Educational APAX PARTNERS & CO. LTD Ariel - Intel - IBM - NOKIA - DANONE - CNN - Phillips Morris - Parlement - Marlbora Carrefour - Coca-Cola - Dr Pepper - Sprite Fanta - Schweppes - Fruitopia - Kia Ora Johnson & Johnson CNBC - ICQ (internet chat program) Maggi - Calvin Klein Danone yogurt The Limited Inc SARA LEE Leggs - Hosiery Sara Lee Bakery Kiwi - Shoe care Nur die - Hosiery Sanex - Body care Gossard - Intimate apparel Kiwi - Shoe care Nokia electronic products NESTLE - Nescafé - Perrier - Pure Life Carnation - Libby's - Milkmaid - Nesquik Crosse & Blackwell Milkybar, KitKat, Quality Street, Smarties, After Eight, Lion, Aero, Polo KitKat, Quality Street, Smarties, Baci, After Eight, Baby Ruth, Butterfinger, Lion, Aero, Polo, Frutips Felix - cat food L'Oréal (important interest) L'OREAL Giorgio Armani Perfumes Lancome Paris Vichy - Cacharel La Roche-Posay Garnier - Biotherm Helena Rubinstein Maybelline - Ralph Lauren Perfumes Carson - KIMBERLY-CLARK KLEENEX facial tissues KOTEX products HUGGIES disposable baby products ANDREX products Walt Disney - Disneyland - EuroDisney - Disney Products KADEŞLERİMİZE KURŞUN ATANLARDAN OLMAYALIM

Şeytanın Hileleri  

Posted by: Şehnaz

Şeytanın Hileleri İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor : - Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi : - Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var. Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve : - Bu seslenen kimdir bilir misiniz ? Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik : - En iyi bilen ALLAH ve Resuludur. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz : - O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun... Buyurunca ; hemen Hz. Ömer : - Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim. Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu : - Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak. Sonra şöyle buyurdu : - Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz. Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı : Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu : Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu. Sonra , şöyle bir selam verdi : Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin. Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu : - Selam Allah'ındır ya lain... Sonra şöyle buyurdu : - Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ? Şeytan şöyle anlattı : Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; - Nedir o mecburiyetin ? Şeytan anlattı : - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra... Allah-ü Teâlâ buyurdu ki : - Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim. - İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. - Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu : - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ? Şeytan şu cevabı verdi : - Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ? Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ? Şeytan anlattı : - Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir. Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ; Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı : - Sonra kimi sevmezsin ? - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi... - Sonra ? - Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi. - Sonra ? - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez. - Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ? - Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım. - Sonra kim ? - Şükreden zengin. - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ? - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu : - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ? - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim. - Neden böyle olursun ; ya lain ? - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir. - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ? - O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar. - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ? - O zaman da çıldırırım. - Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ? - O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ? - Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu : - Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ? Bunun üzerine iblis : - Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı : - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ; 1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler. 2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar. 4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu : - Ebubekir için ne dersin ? İblis ise şu cevabı verdi : - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ? - Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ? İblis ona da şu cevabı verdi : Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım. Peki , Osman b. Affan için ne dersin ? Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar... Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ? İblis onun için de şöyle dedi : Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu : - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi : - Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ? Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : - Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ? Bu suale İblis şu cevabı verdi : - Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. İblis anlatmaya devam etti : - Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. - Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. - Bir kısmını gençlere yolladım. - Bir kısmını da , meşayihe saldım. - Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. - Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. - Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. - Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. - Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye... - İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar. İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi : - Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır : " ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. " Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16) İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı : - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim. " Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim... Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir. - Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir. - Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer. - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. " - Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. - Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ; - " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona : - " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım. - Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi. - Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir. - O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. - Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar. Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti : - Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki : " Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. " Sonra hastalara giderim : - " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur. Sonra şöyle dedi : - Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun. - Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin. İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi : - Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi : - Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ? - Faiz yiyen. - Dostun kim ? - Zina eden. - Yatak arkadaşın kim ? - Sarhoş - Misafirin kim ? - Hırsız. - Elçin kim ? - Sihirbazlar. - Gözünün nuru nedir ? - Karı boşamak. - Sevgilin kim ? - Cuma namazını bırakanlar. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu : - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ? - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi. - Peki , senin cismini ne eritir ? - Tevbe edenlerin tevbesi. - Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ? - Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar. - Peki yüzünü ne buruşturur ? - Gizli sadaka. - Peki gözlerini kör eden nedir ? - Gece namazı. - Peki , başını eğdiren nedir ? - Çokça kılınan cemaatle namaz. Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu : - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ? - Namazını , bilerek kasden bırakanlar. - Peki , insanların en şakisi kimdir ? - Cimriler - Peki , seni işinden ne alıkoyar ? - Ulema meclisleri - Peki , yemeğini nasıl yersin ? - Sol elimle parmaklarımın ucu ile. - Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? - İnsanların tırnaklarının arasında. Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi. - Rabbinden neler talep ettin ? - On şey talep ettim. - Nedir onlar ya lain ? - Şunlardır : - Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir. - Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım. - Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler. - Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64) - Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi. - Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı. - Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi. - İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi. - Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi. - Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi. - İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27) Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu : - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim. Bundan sonra İblis devam etti : - Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi. - Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem. Bütün bu isteklerimi verdi. - Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed. - Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı : - Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı. - Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir. - Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar. Bundan sonra İblis şöyle anlattı : - Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela : " Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der. - O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar. İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı : - Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ; " İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. " - diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah. Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu: " Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119) " Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38) Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu : - Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum. Bunun üzerine İblis şöyle dedi : - Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı : - İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.Kaynak : Seceret'ül Kevn - Muhyiddin-i Arabi (k.s.)

Kur'ân İle Konuşan Kadın  

Posted by: Şehnaz

Kur’an ve destanlar döneminden bir destan


Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor: Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58) âyetiyle aldı.

“Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş.

Nereye gittiği soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.

“Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.

Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu.

“İyi de Ramazan’da değiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.

“Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu.

Niye benim gibi konuşmadığını sordum. “Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18) dedi.

“Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi.

“Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi.

Deveme bindirip kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne işlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.

Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu.

Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Şûrâ: 30) âyetini mırıldandı.

“Sabret, deveyi bağlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti.

Deveye bindi ve “Bunu bize baş eğdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.

“Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “Yürüyüşünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eşeğin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.

Yürürken şiir okumaya başladım. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil: 20) dedi.

“Şiir okumak haram değil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düşünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.

Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiğinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu.

Derken kafilesine ulaştık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi.

Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.

“Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi.

Yiyecek gelince bana, “Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24) dedi.

Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “Ağzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuşur.”

İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her şeyin bulunduğuna delil olarak anlatırdı.


zaman gazetesi

TENBİHAT  

Posted by: Şehnaz

KADIN su dört seyi yaparsa Cennete girer
1- Bes vakit Namazini kilarsa,
2- Ramazan Orucunu tutarsa,
3- Namusunu korursa,
4- Zevciine itaat ederse.Ramuz :S/52

Dört sey sende olursa,dünyada elde edemedigin $eylerden dolayi üzülme :
1- Dogru sözlü olmak,
2- Vaadinde durmak,
3- Güzel ahlâk sahibi olmak,
4- Yemek içmekte israftan kaçip,helâl lokma yemek.Ramuz :S/68

Dört dua redd'olunmaz :
1- Evine dönünceye kadar,HACI'nin duasi,
2- Evine dönünceye kadar,GAZi'nin duasi
3- iyi oluncaya kadar.HASTA'nin duasi,
4- Kardesin,kardese arkadan yaptigi dua.Ramuz :S/68

Dört çesit hayvan Kurban olmaz :
1- Gözü kör olan,
2- Hasta olan,
3- Topal olan,
4- Zayif olan.Ramuz :S/70

Dört sey Cennet hazinesidir :
1- Sadakayi gizli vermek,
2- Musibeti saklamak,
3- Akraba ziyareti,
4-"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh"demek.Ramuz :S/70

Dört zümre arasinda Lian olmaz :
1- Hür kimse ile Cariye arasinda,
2- Hür kadin ile köle arasinda,
3- Müslüman erkek ile,Yahudi kadin arasinda,
4- Müslüman erkek ile,Hiristiyan kadin arasinda.Ramuz :S/70

Dört hasleti olana cennette kösk verilir :
1. Her yerde ve her zaman,"Lâilâhe illallah"diyen,
2- Günah isleyince "Estagfirullah" diyen,
3- isinin sonunda "Elhamdülillâh"diyen,
4- Musibet aninda, "inna Lillah ve inna ileyhi raciun" diyen.Ramuz :S/70

Dört seye dikkat et :
1- Gemiyi yenile,zira Deniz derindir,
2- Azigi tam al,zira yol uzaktir,
3- Yükünü hafiflet,zira yoku$ dik'tir,
4- Amelini ihlasla yap,zira Rabb her seyi görücüdür.Kelâm-i kibar

Dört sey vardir ki, dört seyle tamam olur :
1- Namaz,sehv-i Secde ile,
2- Oruç, Fitre ile,
3- Hacc, Fidye ile,
4- iman,Cihad ile tamam olur.Kelâm-i kibar

Denizler dört'tür :
1- Allah'in Rahmet denizi,
2- Nefis denizi,
3- Kabir denizi,
4- Ömür denizi.Kelâm-i kibar

Dört seyin diäi fazilet, içi Farz'dir,
1- Kur'an okumak fazilet,onunla amel etmek Farz'dir,
2- insanlara iyilik fazilet,islerine uymak Farz'dir,
3- Va'zetmek fazilet,onunla amel Farz'dir,
4- Çalismak fazilet, helâl kazanç Farz'dir.Kelâm-i kibar

Dört seye dikkat :
1- Cennet istiyen hayir islerine kossun,
2- Cehennemden korkan,$ehveti terketsin,
3- Ölüme inanan,lezzetleri biraksin,
4- Dünyayi bilene musibetler kolay gelir.Münebbihat

Gerçek Tevbenin alâmeti dört'tür :
1- Bo$ söz söylememek,
2- Kimseye karsi kiskançlik yapmamak,
3- Kötü arkadaslardan ayrilmak,
4- Eski günahlarindan pismanlik duymak.Tenbihül Gafilûn/102

Saadet'in sebebi dört'tür :
1- Saliha kadin,
2- Hayirli evlad,
3- Salih dostlarla düsüp-kalkmak,
4- Geçimini kendi beldesinde saglamak.T.G/126

Dört sey,amelleri sevapsiz kilar :
1- Giybet yapmak,
2- Yalan söylemek,
3- Koguculuk yapmak,
4- Harama bakmak. T.G/159

Dört türlü Giybet vardir :
1- Küfürdür,(Giybete,giybet degil demek),
2- Münafikliktir,
3- Haramdir,
4- Mübahtir.T.G/163

Dört sey gülmeye mani olur :
1- Ahiret endisesi,
2- Geçim zorlugu,
3- Günahlarin üzüntüsü,
4- Ardi-arkasi gelmeyen musibetler.T.G/192

$u dört sey mü'minin özelligindendir :
1- Susmak, çünki ibadetin BA$IDIR,
2- Alçak gönüllü olmak,
3- Allah'i zikretmek,
4- Kötülük yapmamak.T.G/208

Hirsi olmayana Allah dört sey verir :
1- Allah onun ibadet gücünü artirir,
2- Dertleri az olur,
3- Az seyle tatmin olur,
4- Kalbi Nur'lu olur.T.G/220

Kalbin Nur'unu dört sey saglar :
1- Aç mide,
2- Salih arkadas,
3- Günahlari hatirdan çikarmamak,
4- Tûl-u emeli terk etmek.T.G/220

Tûl-u Emel,dört seye sebep olur :
1- ibadete karsi tembellik,
2- Dünya ile ilginin artmasi,
3- Servet birktirme HIRSI,
4- Kalbin kararmasi.T.G/220

Kalbi dört sey karartir :
1- Dolu mide,
2- Kötü arkadas,
3- Günahlari unutmak,
4- Tûl-u emel.T.G/220

Dört seysiz, dört seyin iddiasi yalandir :
1- Haram'dan kaçinmadan Allah sevgisi iddiasi,
2- MALINI Hak yoluna harcamadan,Cennet sevgisi,
3- Sünnet'e uymaksizin,Peygamber sevgisi,
4- Fakire yardim etmeksizin,derece iddiasi.T.G/229

Dört sey, hayirlarin tümünden mahrum birakir
:1- Elinin altinda olanlara haksizlik,
2- Ana-Babaya asi olmak,
3- Kimsesizleri horlamak,
4- Yoksullara hakaret etmek.T.G/229

Kalbin hastaligi dört'tür :
1- Dünyaya gönül vermek,
2- Yarinin endi$esi,
3- Baskasini kiskanmak=Hased,
4- $an ve $öhret düskünlügü.T.G/236

Dört sey, bedbahtlik alâmetidir :
1- Göz ya$armazligi,
2- KATI kalplilik,
3- Dünya sevgisi,
4- Tûl-u emel.T.G/236

Yanlis aranan dört sey
:1- Zenginlik,malda degil,kanaat'tedir,
2- Huzur,servette degil,az mal'dadir,
3- $eref,begenilmekte degil,Takva'dadir,
4- Saadet,yemekte degil,islam'dadir.T.G/242


Dört sey kefarettir :
1- Soguk günlerde tam bir abdest,
2- Ho$a gitmiyen $eylere sabir,
3- Mescid'lere gitmek için çok adim atmak,
4- Namazin ardindan,ikinciyi beklemek.T.G/264

$u dört sey,Dünyada öksüzdür :
1- Zalimin ezberindeki Kur'an,
2- içinde Namaz kilinmayan Mescid,
3- Evde olupta,okunmayan Kelam-i Kadim,
4- Kötüler arasinda kalan,iyi kimse.T.G/302

Yüce Allah'in seçtigi dört gün :
1- Cuma günü,
2- Kurban Bayrami arefesi günü,
3- Kurban Bayrami günü,
4- Ramazan Bayrami günü.T.G/329

Allah tarafindan seçilen dört Kadin :
1- Hazreti Meryem (r.a),
2- Hazreti Hatice (r.a),
3- Hazreti Asiye (r.a),
4- Hazreti Fatima (r.a).T.G/329

Cennetin özlemle bekledigi dört kisi :
1- Hazreti Ali (R.AN)
2- Hazreti Selman (R.A),
3- Hazreti Ammar (R.A),
4- Hazreti Mikdad (R.A).T.G/330

Dört türlü insan vardir :
1- Ilmi de var, mali da,
2- Mali var, ilmi yok,
3- Ilmi var, mali yok,
4- Ilmi de yok, mali da yok.T.G/341

Dört seyi yapanlar helâk olurlar :
1- Eksik tartanlar,
2- Eksik ölçenler,
3- Açiktan zina edenler,
4- Faizcilik yapanlar.T.G/355

Dört sey,günahtan daha kötüdür :
1- islenen günahi küçümsemek,
2- islenen günahi savunmak,
3- islenen günahi,böbürlenerek anlatmak,
4- O günahi islemekte israr etmek.T.G/361

Dört kimsede hayir yoktur :
1- Peygambere Selât ve Selâm getirmiyen,
2- Müezzinin çagirisina icabet etmiyen,
3- Yardim istegine karsi gelen,
4- Namazin ardinda mü'minlere dua etmiyen.T.G/394

Dört sey Cefa sebebidir :
1- Ayakta küçük su dökmek,
2- Namazi bitirmeden,elleri yüze sürmek,
3- Ezani duyupta,$ehadet cümlesini okumamak,
4- Yaninda Peygamberin adi anilinca Salât getirmemek.T.G/400

Allah'a ulasan dört sey :
1- Kelime-i Tevhid,
2- inanilarak yapilan dua,
3- Ana-Babanin evladi hakkindaki duasi,
4- Mazlumun,zalime yapacagi dua. T.G/407

$u dört gaye ile ilim ögrenen,Cehenneme gider :
1- Alimlere karsi bilgiçlik taslamak,
2- Ahmaklarla tartismak,
3- Takdir kazanmak
,4- Mevki ve derece elde etmek.T.G/426

$u Dört sey verilene, çok sey verilmis olur :
1- Allah'i zikreden dil,
2- Allah'a $ükreden kalb,
3- Saglam bir vücud,
4- Mü'min,iyi huylu e$.T.G/435

$u dört sifat kimde varsa,büyük Ninettir :
1- Gizli-açik her halde Allah'tan korkmak,
2- Zenginlik-Fakirlik halinde tutumluluk,
3- Öfkeli-sevinçli halinde ölçülü olmak,
4- Gizli-açik her durumda Allah'a Hamd'etmek.T.G/441

Dört ay, su dört ayde saklidir :
1- Allah'in rizasi ibadetlerde saklidir,
2- Allah'in Gazabi,günahlarda saklidir,
3- Mutluluk,sevaplarda saklidir,
4- Geçim zorlugu,cezalarda saklidir.T.G/535

Hikmetin kaynagi dört seydir
1- Dünyaya dalmamis bir vücut,
2- Dünya yemekleri ile dolmamis bir mide,
3- Dünya metaindan yana bo$ bir el,
4- Dünyanin sonu konusunda dü$ünce.T.G/566

sofuoglu.blogcu.com

ADNAN OKTAR'IN HİLAL TV İÇİN VERDİĞİ RÖPORTAJ (İstanbul, 3 Aralık 2007)  

Posted by: Şehnaz





AVRUPA BİRLİĞİ'NİN GERÇEK YÜZÜ (HİLAL TV)  

Posted by: Şehnaz